İletişim Formu

Hicri : 18 Zilhicce 1440
Miladi : 19.8.2019

Rabıta hakkında önemli bir mülahaza


Anasayfa MEKTUBAT Rabıta hakkında önemli bir mülahaza

RABITA HAKKINDA ÖNEMLİ BİR MÜLAHAZA

 

 

RABITA HAKKINDA BİR MÜLAHAZA

 

Mişkatul Mesabih şerhi Mirkatul Mefatih (Allame Aliyyul Kari’nin eseri.) isimli eserin 15/129 da şu malumat zikredilmiş:

 

Hakikatte hikmet, ilmin itkanı (yakini olması), amelin şeriat ve tarikat üzere olmasıdır.

 

Hikmet sahibi, şu hadisi şerif hükmünce;

 

“Kim kırk sabah Allah için halis/ihlaslı olursa, Allahu Teala kalbinden, lisanına hikmet pınarlarını fışkırtır.”

 

ilmi ile amil olan, muhlis ve kamil olandır. Bu zat kemale erdiren mürşid olur. Herkes üzerine bu gibi bir zatla birlikte olmayı talep etmek lazımdır ki onunla sohbete nail olsun.

 

Allahu Teala buyurdu:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe:119)

Yani kavlen/sözünüzle ve halen/halinizle.

 

Bazı arifler derki:

اصحبوا مع الله فإن لم تطيقوا فأصحبوا مع من يصحب مع الله

“Allah ile birlikte olun, şayet buna gücünüz yetmezse, Allah ile beraber olanla beraber olun.”

Bu zatın hallerinin sıhhatinin alameti, sözleri ve fiillerinin tashihinden sonradır.

 

Şimdi iyi düşünmek lazım, böyle yakini iman sahibi olan sadık kimselerle birlikte olmak, Allahu Teala ile birlikte olmak değimlidir?

Bu zatlar görülünce Allahu Teala hatırlanır. O halde bu zatları mana itibarıyla hatırda bulundurmak neden yasak olsun! Asla bu gibi bir düşünce doğru olamaz. Çünkü ayeti kerime açıkça beyan etmiştir ki her hal ve zamanda, söz ve fiillerinizle benim dostlarımla birlikte olun, haliniz sözünüz ve işleriniz onlara uysun, asla muhalif olmasın.

Şu hadisi şerif bu konuyu izah eder: “Kişi sevdiği ile beraberdir.”

 

Ayrıca ashabtan Sevban r.a.ın kıssası da bizlere rabıtanın sevginin ne kadar ileri derecede olmasını göstermektedir. Abdullah ibni Abbas’tan r.anhuma rivayet edilen kıssada, Efendimiz’in s.a.v hanımlarından birinin yanına gidince kendisine ayna veriyorlar, aynaya bakınca aynada Efendimiz’in s.a.v suretin görmüştür. Bu durum rüyasında Efendim’i s.a.v gördükten sonra vakı olmuştur.

Huzeyme r.a. hadisinde bahsedilen ve Efendimiz’in s.a.v alnına secde etmesi meselesi de, mürşid olan zatın müridlerine teveccühüne delildir.

O halde iyice incelediğimiz zaman tarikatta hiçbir şey delilsiz değilmiş, ama delil arayan ve kabul eden için bu böyledir. İnkar için, muhalefet için ararsanız hiçbir şey delil olmaz hatta aksine delil zannedilir.

Ancak biz açıkça söylüyoruz ki, hangi ayeti ve hadisi şerifi getirirseler getirsinler, mutlaka onu kendileri aleyhine delil yapmak mümkündür, bunu acizane iddia etmekte hiçbir mahzur görmüyorum, aksini iddia eden varsa buyursun…..

 

Muhaliflerin getireceği en büyük ve kendilerine göre en sağlam delil ne olabilir? Mesela “Ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım isteriz” (Fatiha: 5)ayeti kerimesi…

Bu ayeti kerimeyi bir talebenin hocası karşısında tekrar ederek okuduğunu düşünelim, o durumda talebe hocaya mı hitab eder yoksa ALlahu teala’ya mı? Elbette Allahu tealaya.. Hoca vesiledir, maksud Allah’tır.

O hlade mürid mürşidin veçhine bakarak ve onu tasavvur ederek Allah, Allah derse, ne yapmış oluyor? Aracı ve vesile ile maksud olan Rabbisini zikrediyor… Aynı talebenin hocası yardımıyla ayetleri öğrenmeye çalışması gibi. Bu hususu anlamayan kalın kafalılara ne diyelim. O zaman bunlar Kabe’ye dönerek namaz kılmasınlar da direk Allaha dönsünler bakalım??? Mecburen bir vesile gerekir; hatta emir böyledir. Dinlemeyen, yani Kabe’ye dönmeden kılan kafir olur. Vesileye başvurmadan Allah’a ulaşacağını zanneden de mahrum olur.

Muhaliflerin başka bir delili, “İstediğin zaman sadece Allah’tan iste…” şeklinde gelen hadisi şeriflerdir.

Bunlara karşı bir çok hadisi şerifler getirerek bu iddialarını nakzedebiliriz. Bir tanesi a’ma/kör olan bir zatın gelip Efendimiz s.a.v den dua istemesidir. Efendimiz s.a.v ona dua etmedi de –git abdest al, iki rekat namaz kıl ve şöyle dua et- buyurdu ve duanın sonunda – Ya Muhammed! Hacetimi yerine getirmesi için seninle rabbime yöneliyorum/tevessül ediyorum- demesini emretti.

Şayet bu emri, Allah’tan başkasından istemek manasında olsaydı, o a’ma olan kişiye böyle emredermiydi?

Demekki, Allahu telanın razı olduklarını vesile etmekle sanki Allah’tan istemiş gibi oluyor, arada fark yok, hatta böylesi Allah için daha hoştur. Evet, yağmur duası için yapılan uygulamalar da bunu teyid eder.

Muhalifler bazen de putçuların putlarını vesile ederek Allah’a yakınlaşacaklarını iddia ettikleri ayetlerle delil getirirler.

Evvela şunu bilsinlerki o ayetler putçu müşrikler hakkındadır ve onlar putlara ibadet ederler. Yani Allah ile beraber putları da ilah olarak kabul ederler ve onların emir ve yasaklarına tabi olurlar.

Bir derviş, ehli sünnet itikadında olunca, Allah’tan başka ilah kabul edebilirmi??? Asla!!! Mürşidi onun için bir vesiledir, ve Allahın rızasına ulaştıran yolu kendisine öğretir. Eğer mürşid Allah ve resulüne muhalif bir şey emretse zaten mürşid olamaz ve ona kimse tabi olamaz. O halde mürşidler müridleri kendilerine davet etmezler, bilakis Allah ve Resulüne davet ederler ve Allah ve Resulünun emirlerini yasaklarını müridlerine tebliğ ederler. Bu ikisinin arasını ayıramayan kalın kafalılar da mürşidleri putlara benzeterek çok büyük bir iftiraya düçar olurlar…

 

Netice olarak deriz ki, bütün Kur’an ve hadisi şerifler, her müslümanın bir alime tabi olmasını, takva ve Salih kimselelrle birlikte olmasını ya direk olarak veya dolaylı olarak emreder, ama kim anlayacak???

 

Sponsor