İletişim Formu

Hicri : 18 Zilhicce 1440
Miladi : 19.8.2019

İbn-i Kayyım gibi tehlikeli görüşler


Anasayfa MEKTUBAT İbn-i Kayyım gibi tehlikeli görüşler

İBNİ KAYYIM CEVZİYYENİN TASAVVUF ANLAYIŞI !!!

 

inci-11.jpg

 

  En Seçkin Kulların (Hassu'l- Havass) Sarılması

Menazil müellifi (Şeyhul İslam Herevi k.s.) sözüne şöyle devam eder:

"En seçkin kulların sarılması ise ittisal iledir. Bu da, O'na tazim etmek suretiyle, tamamiyle onunla olmak, O'na yaklaşmak suretiyle sadece O'nunla meşgul olarak, O'nun eşsizliğini müşahede etmektir."

Masivayı terk etmek, kulu bu ittisale ulaştırdığı için, o hal havassın Allah'a sarılması olarak kabul edilmiştir. Ona göre bu durumda ittisal ile Allah'a sarılmak da havassın sarılması olmaktadır. Hakk'ın eşsizliğini müşahede etmekle yalnızca Allah (c.c)'ın varlığını ve birliğini, eşi ve benzeri bulunmadığını görmeyi kasdetmektedir. Bu hal görenin görmede fena bulmasıyla gerçekleşir. Tasavvuf ehline göre bu hal keşfe dayanır.

Ancak daha önce belirttiğimiz gibi bu bir kemal hali değildir. Kemal hali, kişinin O'nun isteğini yerine getirmek için kendi isteğiyle nefsini yok etmesinden ibarettir. Aksi halde O'nu müşahede etmek suretiyle masivasını müşahede etmekten geçmek, daha önce de belirtildiği gibi ondan daha aşağı bir mertebedir.

Allah'ı tazim etmek suretiyle O'nunla olmak ve karşı karşıya gelmek (istihza) tabirine gelince, ifadelerinde genellikle bolca istiareli anlatıma başvuran üstad, burada ince ve önemli bir manayı "mühazat" kökünden türemiş olan "istihza" kelimesiyle ifade etmiştir. "İstihza" iki kişinin arada başka en ufak bir şey kalmaksızın, bütün vücutlarıyla yüzyüze ve karşı karşıya gelmeleri halidir.

 Bu şekilde karşı karşıya gelmekle murat edilen mana ise yakın olmak ve o yakınlığa mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır. Şüphesiz kul Rabbine, Allah da kuluna yakındır. Şu ayet ve kudsi hadisler kulun Allah'a yakın olduğunu ifade ederler:

"(Allah'a) secde et ve yaklaş" (Alak, 19),

" Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım" (Buhari, Tevhid,15,50; Müslim, Zikr, 20,21,22; Tebve, 1)

 "Kulum bana kendisine farz kıldığım ibadetlerle yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşamaz. Ne var ki kulum bana nafilelerle de yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu sevinceye kadar. Ben onu sevdiğim zaman ise onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Artık o, benimle işitir, benimle görür, benimle tutar ve benimle yürür. " (Buhari, Rikak, 38)

" Kulun Allah'a en yakın olduğu zaman gecenin son yarısıdır". (Tirmizi, Davaat, 119)

"Allah'ın kuluna en yakın olduğu hal secde halidir." (Müslim, Salat, 215; Ebu Davud, Salat, 152)

"Bir defasında sefer halinde iken ashap tekbir seslerini fazlaca yükseltince Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Kendinize acıyınız. Şüphesiz siz ne bir sağıra, ne de uzakta bulunan birine dua ediyorsunuz. Sizin dua ettiğiniz zat işiten ve yakındadır. O size bineğinizin boynundan daha yakındır." (Buhari, Daavat, 50; Müslim, Zikr, 44; Ebu Davud, Salat, 361; Müsned, IV, 394,402,403)

Binaenaleyh müellif Allah'a yaklaşmayı ve kul ile Allah arasında bulunması arzu edilen ve Allah'ın abid ve veli kullarının gözlerinin nuru olan yakınlığı engelleyen manilerin kalkmasını istemeyi istihza, yani karşı karşıya gelmeyle ifade etmiştir.

Bunun esası, kulun kendisini tamamen Allah'ın huzuruna ve önüne vermesi; ona sırtını dönüp ondan yüz çevirerek uzaklaşan; itaat ettiği kimseye sırtını dönen, ondan kısmen de olsa uzaklaşan kimselere benzememektedir.

Allah'a yakın olmak, ancak o hali yaşayıp tatmak ile idrak edilebilir. Bu hal, en güzel bir şekilde Hz. Peygamber (s.a.v) 'in hadislerinde ifade edilmiştir. Tasavvuf erbabının konuyla ilgili en gerçekçi tarifleri şudur:

Kulun, ta'zimin hakikatine ermeğe engel olan manilerin kaldırılması suretiyle Allah'a yaklaşmasıdır. Nitekim bu manaya bir işaret olarak müellif:

"O'nu ta'zim etmek suretiyle onunla olmak, kendini ona vermek" tabirini kullanmıştır. Aslında bu hali tam olarak anlamak isteyen kimsenin, Allah'ın el - Batın ve el - Karib isimlerinin manasını anlaması, kalbini O'nun sevgisiyle doldurması ve dilini daimi surette O'nun zikriyle meşgul etmesi gerekir. Böylece kul kendisine vermek için uğraştığı, uğruna çalıştığı fena mertebesine ulaşmış olur.

Eğer kul orta derecede bir fenaya, yani masivayı müşahade etmekten fena bulmaya gayret ederse, kalbinde Allah'tan başka bir şeyin müşahedesi kalmaz; suretler ortadan kalkar, işaretler yok olur; ezelden yok olan fani, kadim olan ise baki olur. Kul bu makamda fena sebebi olan şeye istemeyerek değil, istek ve arzu ile icabet eder. Çünkü bu makam kendisinde saygı ve sevginin yakınlaşması ile karıştığı, fena makamını isteyenlerin son durağı olan bir makamdır.

Şayet kul yüksek derecedeki fenaya, yani masivayı murad etmekten fena bulmaya gayret ederse, kalbinde Kur'an ve sünnete dayalı olan şer'i muradla çatışan bir murad kalmaz, aksine her iki murad birleşir; Allah'ın murad ettiği şey aynı zamanda kulun da muradı olur. işte halis sevginin esası da budur. Burada doğru birleşme hasıl olur. Doğru birleşme ise muradda olur, irade veya murad edende değil.

O halde saliklerin ayaklarının çoğu kez kaydığı, vecd ehlinin anlayışlarının saptığı bu noktadaki inceliği iyi düşün!

Bu makamda ezelde mevcut olmayan (masiva) irade, tercih, muhabbet, ta'zim, korku, ümit ve tevekkül bakımından hakikat noktasında fani olurlar, ezeli olan (Allah) ise baki kalır. Burada Allah ile kul arasındaki vasıtalar hakikat olarak kalkar; kul en ileri derecedeki muhabbet ve taziminin peşinden, rabbi ile karşı karşıya, bir araya gelir.

Bu makamda kul muhabbete, fena bulma sebeplerine istemeyerek değil, kendi arzu ve isteğiyle icabet eder, hatta kalbi, hiç bir boş yer kalmayacak şekilde sevgiyle dolu olan bir aşığın kalbi ve gönlünün, sevgililerin en mükemmeli, en üstünü, sevgiye en layık olan sevgilisine kapıldığı gibi ona kapılır.

Bu fena hali, tazim ve yakınlaşma ile karışmış olan yüce bir sevgi, sevilenin muradı dışındaki muradları başka hiçbir sevgili ve onun muradı kalmayacak şekilde kalpten silmek neticesini doğurur. İşte Allah'a ve O'nun ipine sarılmanın hakikati ve esası da budur. Allah Müstean'dır.

"O'na yaklaşmak, sadece onunla meşgul olmak" sözüne gelince;

Yani Cenab-ı Hakk'a yaklaşmanın kulu masiva ile meşgul olmaktan alıkoyar demektir. Allah'a yaklaşmanın asıl manası budur.

Nitekim bir devlet başkanına tam manasıyla yakın olan, ona yönelen, onunla konuşan kimse ondan başka hiçbir şeyle asla meşgul olmaz. Tıpkı bunun gibi, kul Allah'a yaklaşıp O'na yakın olduğu ölçüde onunla meşgul olur.

AÇIKLAMA:

Bu zaman yeni yetmeleri, ibni kayyım, Teymiyye ve benzerlerinin kitablarını nasıl tercüme ediyorlarsa ve ne şekilde anlıyorlarsa, nerde bir örtülğ kapalı husus varsa onu kurcalayıp kendilerince manalandırarak bu zevata belki de iftira etmektedirler. İbni kayyım'ın bazı eserlerinin tercümelerini okuyunca maalesef bu zatlar üzerinden milleti ifsat ettiklerini yakinen anladık.   Öyleki adam cennet ve cehennemin yok olacağını söylüyor benu da İbni Kayyımı'ın filan kitabına dayandırıyor. Çoraba mesh edilir diyor başka bir yere yaslıyor, hayızlıya oruç tutturuyor ibni teymiyye yamatıyor, tasavvufu, kerameti kabir ziyaretini inkar ediyor, malun isimlere iliştiriyor ve banaz kızmayın, bunlara kızın diyerek aradan sıyrılmaya çalışıyor ama bu leke size yapıştı, artık sırtınızdan düşmez, bu fesadın vebali faturası çok ağır olacak, sapanlar saptıranlar zümresinde kaldınız...

 

Sponsor